2 Mart 2014 Pazar

PKK ve BDP'nin Erdoğan beklentisi(*)




Hasan Bildirici

Muzaffer Ayata'nın Özgür Gündem gazetesindeki "Erdoğan dayanabilecek mi?" başlıklı yazısının son paragrafı dikkatimi çekti. Şöyle diyor Muzaffer Ayata:

"Bundan sonra da Erdoğan'ın fazla seçeneği yok. Bu kadar darbelenmiş ve hırpalanmışken önünde yine iki seçenek var. Ya rotayı demokrasiden ve barıştan yana kırar ya da bu kavgada boğulur. Ayrıca Türkiye'de şu an siyaseten de yalnızlaştırılmış durumda. MHP ve CHP, Fethullahçılar, Ergenekoncular hepsi gitmesi için saldırıda. Geriye demokrasinin en temel gücü Kürtler ve Türkiye'nin gerçek demokratları kalıyor. Demokrasiden tercihini yaparsa ayakta kalabilir ve Türkiye'nin tarihsel sorunlarını çözmüş birisi olarak da tarihe geçebilir. "

Erdoğan'la ilgili bu görüş ve olası beklentiler sadece Muzaffer Ayata'da değil, PKK'nin bir çok yöneticisinde, düşünce insanında  ve AKP'yi 12 senedir koşulsuz destekleyen Kürt siyasetçilerinde var.

Son kaset savaşı sadece Cemaat-AKP kapışması olarak değerlendirilirse, Cemaati bertaraf edecek Erdoğan'ın bazı sorunları çözmesi ve bunlar aracılığıyla tarihe geçmesi mümkün. Ama kaset savaşı sadece Cemaat'in yürütüğü bir savaş değil. Cemaat bu yolda, Türkiye'deki geleneksel iktidar ve devlet biçimini kırmak isteyen uluslararası güçlerinin elinde bir fügüran, tetikçi...

Daha açık deyimle, aralarında bazı çelişkiler olsa da, Batılı güçlerin Türkiye masaları yürütüyor bu kaset savaşını. Hatırlanırsa, uluslararası güçler, Irak'tan önce Öcalan bahane edilerek, 1998 yılında Türkiye'yi Suriye'ye saldırtacaklardı. Öcalan Suriye'den çıkınca bu plan yattı ve Amerika Irak'a müdahale etti.

Batılı güçler son olarak, Osmanlı düşünü kışkırtarak, Suriye iç savaşının başlangıç tetikçiliğini Erdoğan'a yükledi ve daha sonra bu yolda Türkiye'yi kıç üstü oturttu.

Irak, Suriye, Libya, Rusya veya Yugoslavya'da işler öteki türlü, Türkiye'de ise bu türlü yürütülüyor. Yani Türkiye'de savaş çoktan başlatılmış durumda, ancak bunu anlayan çok az.

Batılıların Türkiye'de sürdürdükleri ve kışkırttıkları savaşı nasıl adlandırmak gerekiyor? Herkesin bu konuda bir yorumu olabilir. Benim yorumum çok daha başka. Dünyanın Batı ile en uyumsuz ve sorunlu halkı, Türklerdir. Başka uluslar daha kolay uyum sağlayabiliyor, ancak Türkler, tarihten gelen egemenlikçi ve fütuhatçı özellikleriyle, Batılı devletlere karşı en çok sorun çıkaran halk olma özelliğini koruyor.

Bin sene boyunca hakimiyeti altındaki Hıristiyan toplumlara vurara vura, köklerini kuruttu. Eskinin Hıristiyanlık merkezi İstanbul'da Hıristiyanlığı anımsatacak pek bir şey kalmadı.

Türklerin Hıristiyanlık ve Yahudiliğe düşmanlığı hala Osmanlı'dan daha geri bir biçimde sürüyor. Türkiye'de azınlıkların özel okulları dışında, sıradan halk mekteplerine bir Yahudi veya Hıristiyan çocuğu gidebiliyor mu? Var mı böyle bir ilkokul?

Konya, Kırşehir, Sakarya, Trabzon, Yozgat gibi şehirlerden söz ediyorum.

Bu durum, çocuk cinayetine eş değer bir durumdur.

Türkiye'de "milli", "millilik" denen şey, tamamıyla budur. Bu "millilik", okullarında ve devlet dairelerinde Aleviliği ve Kürtlüğü yok sayar, aşağılar, onları kendi kimliğinden utanır hale getirir.

Batı'nın kırmak istediği ve benim de çağdaşlaşma yolunda gücünün kırılmasını istediğim, işte bu uyduruk "millilik"tir.

Türkiye'deki değişimi ve çatışmaları sadece Batı'nın bir oyunu olarak algılayanlar ve karşı çıkanlar, Kürtlerin ayrı bir halk olarak tanınmasına, Alevilerin kendi ülkesinde özgür bir su gibi akmasına, Hıristiyan bir çocuğun bir Türk okuluna gitmesine karşıdırlar. Türkiye'de millilik, içine alanı yutan bir bataklıktır.

Batı elbette kendi çıkarları doğrultusunda ülkelere biçim vermeye çalışacaktır, ancak bunu yaparken, çürümüş dev ağacı yere indirirken, yıllarca ağacın altında cılız birer filiz olarak kalan diğerlerinin güneşi görür görmez boy vermeye başlamasını nasıl engelleyecek? Suriye ve Irak'ta engelleyebildi mi? Ayrıca neden engellesin? Sorunlar zaten engellerden kaynaklanmıyor muydu?

Türk gelenekçiliğinin, dinciliğinin ve milliyetçiliğinin en iri kozu olan Erdoğan, şu anda işi bitirilmiş bir başbakandır. Erdoğan'a vurulan darbeler, 600 yüz yıl Ermenilerin de içinde olduğu diğer Hiristiyan topluluklarına vuran, son doksan yıldır da Alevilere ve Kürtlere  karşı Kemalist ordunun tetikçiliğini yapan kendi vatandaşlarıyla uyumsuz Türk dinciliğini ve muhafazakarlığını sarsmaktadır. Çağa ayak uyduramayan İslamcı Türk muhafazakarlığı Erdoğan ve Cemaat şahsında vuruşturularak, bu güçlerin güçsüz düşürülmesi planlanmaktadır. Olan budur. Batının Türk iç savaşandan anladığı da budur.

Ama Erdoğan, İslamcı Türk muhafazakarlığının desteğini arkasına alarak direniyor. Yayınlanmış kasteleriyle bir sokak üç kağıtçısından daha düşük karaktere sahip olduğu anlaşılan Erdoğan'ın arkasındaki desteğin azalmamasını doğru algılamak gerekiyor. Bugüne kadar başkalarını yok saymış, ülkenin sokaklarını ve şehirlerini yağmalamış Türk İslam gericiliği iktidarını sonsuza kadar kaybetmekten korkuyor. Bunun içinde Erdoğan'ın hakiki seks kaseti yayyınlansa da desteğini çekmiyor.

Peki bu nereye varır? Yolsuzluğu, rüşveti, başka suçları ortaya çıkmış yönetimlerin önünde genellikle iki yol vardır: Ya istifa ya da iktidarda kalmak için her yolu mübah sayma.

Erdoğan istifa etmiyor, istifa etse tutuklanacağını ve beş paralık olacağını iyi biliyor. Ömür denen şey nedir ki zaten, direnebildiğin yere kadar direnmek... Erdoğan bunu yapıyor.

Uluslararası güçlerin acelesi yok. Şu anda bir askeri darbeye ihtiyaçları yok. İç savaşı da içeren büyük bir kaosa da gerek yok. Erdoğan'ın iktidar yüzsüzlüğünü gördükçe, başka mücadele araçları devreye girecek. 2014 yerel seçimlerinden sonra 2015 genel seçimleri gelecek. Batının bu kadar pisliği ortaya çıkmış bir başbakanı ve partisini destekleyeceğini sananlar kötü yanılırlar. Bu ayrı bir suç ve ahlaksızlık teşkil eder. Onun için ezmeye karar vermişler ve Türkiye'nin iç dinamikleriyle ezecekler.

Kürtlerin bu iç çatışmayı ve geleceği iyi okuması gerekir. Erdoğan bu saatten sonra sorun çözemez, sorunları çözüm metodu tutmaz, ayrıca ağzıyla kuş tutsa tarihe hırsız başbakan olarak geçmekten kurtulamaz.

Ahlaksız, hırsız, her türlü iktidar pisliğine bulaşmış bir başbakana hala, "sorunu çözersen tarihe geçersin" demek, hayatı, ülkeyi, insanlığı, ahlakı, dürüstlüğü bir iki siyasi adımla gölgelemek olur ki, Kürtlerin en son tenezül etmesi gereken şey işte budur.

BDP veya PKK'de bir siyasetçinin yolsuzluğu kanıtlansa, herhalde yapacakları ilk iş onunla ilişkilerini kesmek olur.

Erdoğan, farklı bir ülkenin siyasetçisi değil, bizim de içinde olduğumuz, ülkemizin siyasetçisi ve başbakanı... Üstelik Kürdistan'daki oyların yarısını alıyor.

BDP ve PKK'nin bu saatten sonra AKP'ye ve onun hırsız başbakanına çözüm yolunda ihtiyacı yoktur.

Türkler, pek uzak olmayan bir gelecekte Kürt hak ve özgürlükleri yolunda çok büyük adımlar atmak zorunda kalacaklar. 12 yıl AKP'ye karşı tutarlı bir mücadele yürüten PKK ve BDP, ölmesi için ölüm döşeğine yatırılmış AKP'nin bir kaç uyduruk adımına methiyeler dizmemelidir.

Yönetimi ve yöntemleriye kirli ve gaddardır o. Tarihin çöp sepetine gidecektir.


(*)Kaynak: Rojeva Kurdistan


Hiç yorum yok: